İslamiyet Öncesi Türkler
Hz. Yafes bir peygamber mi yoksa Hz. Nuh’un oğlu mu? Yoksa her ikiside mi?
Türklerin ve Asya kavimlerinin büyük atası olduğu kabul edilmektedir.. Türklerin İslamiyet öncesi tek tanrılı inancı, geçmişte bu coğrafyaya ilahi bir tebliğcinin (peygamberin) gelmiş olma ihtimalini güçlü kılsa da, bu kişinin Hz. Yafes olduğuna dair İslami kaynaklarda kesin bir bilgiye ulaşmak oldukça zor. [1]
Hz. Yafes'in soyundan gelen Oğuz Kağan Destanı ile İslami şecerelerin nasıl birleştiğini veya Türklerin İslam öncesi inancı olan Gök Tanrı inancının İslamiyet ile olan benzerliklerini daha detaylı incelemesi gerekiyor.
Türk kültür tarihi açısından en büyüleyici konulardan biri, İslamiyet'in kabulünden sonra Türklerin köklü destanları ile yeni dinlerinin tarihsel anlatılarını harmanlama biçimidir. Bu birleşme, Türklerin kendilerini İslam tarihi içinde yabancı hissetmemelerini ve kökenlerini kutsal bir zemine oturtmalarını sağlamıştır.
1. Oğuz Kağan Destanı ile İslami Şecerelerin Birleşmesi
İslamiyet öncesi dönemde Oğuz Kağan, gökten inen ışıkla evlenen, kurtların yol gösterdiği mitolojik ve yarı-tanrısal bir kahramandı. Ancak Türkler Müslüman olduktan sonra (özellikle 13. ve 14. yüzyıllarda Reşideddin’in Câmiu’t-Tevârih’i ve Ebülgazi Bahadır Han’ın Şecere-i Terâkime’si gibi eserlerde) destan radikal bir değişim geçirdi:
- Oğuz Kağan, Yafes’in Torunu Oldu: İslami versiyonlarda şecere doğrudan Hz. Nuh’a bağlanır. Hz. Nuh’un oğlu Yafes, onun oğlu Türk (Türklerin atası), onun soyundan gelen Alınca Han ve nihayet Oğuz Kağan’ın babası Kara Han olarak aktarılır.
- Doğuştan Müslüman Bir Kahraman: İslami destanda Oğuz Kağan, daha doğar doğmaz mucizeler gösterir. Babası Kara Han ve çevresi putperesttir (veya Gök Tanrı inancından sapmıştır). Oğuz Kağan ise henüz bebekken annesinin sütünü emmek için ona "Allah'ın adını anmasını" şart koşar.
- Babasıyla Tevhid Savaşı: Oğuz büyüdüğünde gizlice tek bir yaratıcıya inanır. Babası Kara Han onun bu "yeni dinini" öğrenince Oğuz'u öldürmek ister. Destan, Oğuz’un putperest babası ve amcalarıyla yaptığı "Tevhid (Tek Tanrı) Savaşı" haline gelir. Babasını yenerek tahta geçen Oğuz, tüm cihaza tek tanrı inancını yaymak için fetihlere başlar.
Bu dönüşüm sayesinde Oğuz Kağan, İslamiyet öncesi bir pagan hükümdar olmaktan çıkıp, "İslamiyet'ten önce yaşamış Müslüman bir Hanif/Veli" kimliği kazanmıştır.
2. Gök Tanrı İnancı ve İslamiyet Arasındaki Benzerlikler
Türklerin İslamiyet’i diğer pek çok kavme göre çok daha hızlı, kitlesel ve kalıcı olarak benimsemesinin arkasında, eski inançları ile İslam akidesi arasındaki şaşırtıcı yapısal benzerlikler yatmaktadır. Bu benzerlikler Türklerin zihninde "Biz zaten yabancı bir dine geçmiyoruz, dinimizi kemale erdiriyoruz" düşüncesini doğurmuştur:
🌌 Tek ve Soyut Yaratıcı İnancı
- Gök Tanrı (Tengri): Eşi ve benzeri yoktur. Doğmamıştır, doğurmamıştır. Maddi bir formu (putu, heykeli) yoktur, zamandan ve mekandan münezzehtir. Gökyüzü onun varlığının ve sonsuzluğunun bir sembolüdür.
- İslamiyet: İhlas Suresi'nde belirtilen Allah inancıyla birebir örtüşür. İslam'daki Tenzihi (şekilsiz, benzersiz) Tanrı tasavvuru, Türklerin zihnine çok kolay oturmuştur.
Ahiret, Cennet ve Cehennem
- Gök Tanrı: Dünya hayatından sonra bir hesap gününe inanılırdı. İyiler Uçmag (Cennet) denilen yere, kötüler ise Tamu (Cehennem) denilen karanlık yere giderdi. İnsanlar ruhların ölümsüz olduğuna inanırdı.
*****
Hz. Yafes, İslam ve Yahudi-Hristiyan geleneklerine (İsrailiyat) göre Nuh Peygamber’in üç oğlundan biridir. Tufandan sonra insanlığın kendisinden türediği kabul edilen üç ana koldan birini temsil eder.
Hz. Yafes hakkında bilinenler, soyu ve "Türklerin peygamberi" olduğu iddiasına dair detaylar şunlardır:
1. Kimdir ve Hangi Soydan Geliyor?
- Soy Hattı: Hz. Nuh'un oğludur. Tufandan sonra Nuh Peygamber dünyayı üç oğlu arasında paylaştırdığında, Yafes’e Orta Asya, Doğu Avrupa ve Uzak Doğu toprakları düşmüştür.
- Nesli: İslam tarihçilerine (Taberî, İbnü'l-Esîr) ve şecerelere göre Yafes, Türk, Moğol, Hazer, Slavyan (Slav), Ye'cüc ve Me'cüc gibi Kuzey ve Doğu kavimlerinin atasıdır. Yafes'in oğullarından birinin adının "Türk" olduğu ve Türk soyunun doğrudan bu koldan türediği rivayet edilir. Bu nedenle Türk destanlarında (özellikle Oğuz Kağan Destanı'nın İslami versiyonlarında) Yafes, Türklerin ulu atası olarak kabul edilir.
2. "Türklere Gönderilmiş Peygamber" Olduğu Doğru mu?
İslam akidesine ve genel kabul gören fıkıh/tarih kaynaklarına göre Hz. Yafes bir peygamber değildir.
Ancak bu iddiaların ortaya çıkmasının ve halk arasında konuşulmasının iki temel sebebi vardır:
Nuh’un Vasiyeti ve "Peygamberlik" Algısı:
Bazı zayıf rivayetlerde ve tarihi şecerelerde, Hz. Nuh'un oğlu Yafes'e kutsal bir nur veya dua bıraktığı, onu gittiği kavimlerin başına lider yaptığı anlatılır. Yafes'in soyundan gelen Türklerin, tek tanrı inancına (Gök Tanrı) yatkın olmaları ve adil yönetimleri, zamanla "Yafes bir peygamber miydi?" sorusunu doğurmuştur. Ancak İslamiyet, Hz. Nuh'tan sonra peygamberlik silsilesinin Yafes'in soyundan ziyade, daha çok Sam soyundan (Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed) devam ettiğini kabul eder.
Türklere Gönderilen İsimsiz Peygamberler:
Kur'an-ı Kerim'de "Her ümmet için bir peygamber vardır" (Yunus, 47) buyrulur. İslam alimleri, Türklerin tarih sahnesine çıkışından beri tek bir yaratıcıya inanmalarını (Gök Tanrı inancındaki Hanif unsurlar), geçmişte Türklere de peygamberler gönderilmiş olabileceğinin bir kanıtı olarak görürler. Ancak bu peygamberin Yafes olduğuna dair kesin bir dini delil yoktur. Zülkarneyn, Oğuz Kağan veya Afrasiyab gibi tarihi/mitolojik figürlerin peygamber veya veli olabileceği tartışılmışsa da, Yafes doğrudan "insanlığın atası" rolüyle sınırlıdır.
[1]Çünkü İslami kaynaklar farklı zamanlarda yakılarak yok edildi. Samanilerde çıkan taht kavkasında (İbn-i Sina döneminde) devlet sarayındaki kütüphane yakıldı.Ayrıca Moğol ve Haçlı saldırılarında da büyük ölçüde tarihi kaynaklar yakılmıştı.