Son Dakika Bugün
TARİH34
Tarih, Eğitim ve Kültür Öğrenciler ve Öğretmenler için
Şiir Köşesi

Ağrı Dağı ve Adı-İki Bacı Efsanesi

06 Eylül 2026 556 okunma
Ağrı Dağı ve Adı-İki Bacı Efsanesi
Tarih 34
Ağrı Dağı ve Adı-İki Bacı Efsanesi

Erdemli İnsan Erdemli İnsan İKİ BACI EFSANESİ Bir köylünün iki kızı vardır ? biri büyük, biri küçük. ?Odun toplamaya gittiklerinde abla, yükü kardeşine taşıtır.

Yazı

Erdemli İnsan     

Erdemli İnsan

İKİ BACI EFSANESİ
Bir köylünün iki kızı vardır - biri büyük, biri küçük.
•Odun toplamaya gittiklerinde abla, yükü kardeşine taşıtır. Küçük kız yorulunca “Belim ağrıdı abla” der, ama ablası buna hiç aldırmaz.
Küçük kız öfkeyle, “Senin gibi ablam olacağına olmaz olsun, dağ olasın, taş olasın, uzun uzun kış olasın, belimdeki ağrı adın olsun, başındaki beyaz yazman kar, tependeki bulutlun gür olsun!” diye beddua eder.
Küçük Kız Kardeşin bu bedduasına karşılık: Ablası da;  “Senin gibi kardeşim olacağına taş olasın, saçların çayır, eteklerin bayır olsun, başın dilin gibi sivri, adın da benim gibi Ağrı olsun!” der.

 

•Ayni anda; Bir gürültü kopar, ortalığı toz bulutu alır ve bir anda ovada iki büyük dağ yükselir: Böylece  ovada iki dağ belirir - Büyük Ağrı (abla) ve Küçük Ağrı (kardeş).
Bu efsane, halk arasında “İKİ BACI EFSANESİ” olarak bilinir ve Ağrı Dağı’nın oluşumunu kardeşlik, gurur ve beddua temalarıyla açıklar.
Bu dizeler, efsanenin şiir biçiminde anlatıldığı halk kaynaklarında yer alır. Şiir, Ağrı halk kültüründe hem doğa hem insan duygularının birleşimini temsil eder.
Ağrı Dağı - İki Bacı Efsanesi Anadolu’nun en dokunaklı halk anlatılarından biridir.


Bu efsane, kardeşlik ilişkilerindeki kırgınlık ve gururun doğaya yansımasıdır.
Ağrı Dağı’nın iki zirvesi halk arasında “iki bacı” olarak anılır.
Hem şiirsel hem de masalsı bir anlatım olduğu için halk edebiyatında sıkça dile getirilir.

Tarihi Kaynaklarda Ağrı Dağı:

•Urartu ve Ermeni kaynakları: Dağa “Masis” denmiştir. Ermeni kültüründe kutsal bir dağdır.
•Batı kaynakları: Özellikle İncil çevirilerinde ve Avrupalı seyyahların yazılarında “Ararat” adı kullanılmıştır. Bu ad, Nuh’un Gemisi’nin konduğu dağ olarak İncil’de geçen “Ararat” bölgesinden türemiştir.
•Osmanlı döneminde: Osmanlı belgelerinde genellikle “Ağrı Dağı” veya “Küçük Ağrı - Büyük Ağrı” şeklinde Türkçe karşılıkları kullanılmıştır. Ancak Batılı kaynaklarda hâlâ “Ararat” adı yaygındır.
•Cumhuriyet döneminde: Resmî olarak “Ağrı Dağı” adı benimsenmiştir. Bugün Türkiye’de kullanılan tek resmî ad budur.


Efsane ile İsim İlişkisi
•“İki Bacı Efsanesi” halk arasında doğmuş, yerel Türkçe anlatıdır. Bu nedenle “Ağrı” adıyla aktarılır.
•Eğer dağın adı yalnızca “Ararat” olarak bilinseydi, efsanenin halk arasında “Ağrı” adıyla anlatılması mümkün olmazdı. Bu da gösteriyor ki efsane Cumhuriyet öncesinde de yörede “Ağrı” adıyla biliniyordu.
•Dolayısıyla efsane “yeni” değildir; kökeni sözlü kültüre dayanır. Yazılı kaynaklara geçmesi geç olmuştur.
•Ararat adı Batı ve İncil geleneğinde yaygın.
•Ağrı adı ise Osmanlı’dan beri yörede kullanılan Türkçe karşılık.
•“İki Bacı Efsanesi”nin anonim halk kökeni, dağın Türkçe adıyla bağlantılıdır. Bu nedenle efsanenin Cumhuriyet’le birlikte “icat edilmemiştir. 
Ağrı Dağı’nın “Ararat” adı yalnızca Batı kaynaklı İncil geleneğiyle sınırlı değildir; Türkçe kökenli yorumlar da vardır.

 

İsim Üzerine Bir Analiz
•    Yerel Türkçe köken yorumu: Büyük zirveye “Er”, küçük zirveye “Avrat” denmiş; zamanla bu ikisi birleşerek “Er-Avrat” → “Erarvat” → “Erarat/Ararat” biçimine dönüşmüş. Bu halk etimolojisi, yöredeki Türkçe konuşan halkın dağ adını kendi dilinde anlamlandırma çabasını gösteriyor.
Ağrı Dağı’nın adı tarih boyunca farklı kültürlerde değişmiştir: Ermenice’de “Masis”, Batı ve İncil geleneğinde “Ararat”, 
Kürtçe’de “Çiyayê Agirî” (Ateşli Dağ), 
Farsça’da “Kûh-e Nûh” (Nuh Dağı) ve Türkçe’de “Ağrı” olarak geçer. 
Türkçe “Ağrı” adı Geç Orta Çağ’dan itibaren kullanılmaya başlanmış, Cumhuriyet döneminde resmîleşmiştir. “Ararat” ise İncil’de geçen Urartu bölgesinden türemiştir, ancak halk arasında Türkçe kökenli “Er + Avrat → Erarvat → Ararat” etimolojisi de anlatılır.


•Masis (Մասիս): Ermenice en eski ad; “en büyük, en yüce” anlamı taşır. Urartu döneminden beri kullanılır.
•Ararat: Tevrat’ın Yaratılış 8: 4 bölümünde Nuh’un Gemisi’nin “Ararat dağları” üzerine oturduğu yazılıdır. Aslında “Urartu” bölgesinin İbranice uyarlamasıdır; zamanla tek dağa atfedilmiştir. Batı literatüründe yaygınlaşmıştır.
•Çiyayê Agirî: Kürtçe’de “Ateşli Dağ”; dağın volkanik yapısına atıf.
•Kûh-e Nûh: Farsça’da “Nuh Dağı”; dini anlamı vurgular.
•Ağrı: Türkçe kullanım Geç Orta Çağ’dan itibaren görülür. Selçuklular döneminde “Eğri Dağ” veya “Ağır Dağ” olarak kaydedilmiştir. “Ağrı” kelimesi Eski Türkçe’de “yüksek, yüce” anlamına da gelir.
Halk Etimolojisi (Er + Avrat → Ararat)
•Yörede anlatılan bir halk yorumu: Büyük zirveye “Er”, küçük zirveye “Avrat” denmiş; birleşerek “Er-Avrat” → “Erarvat” → “Ararat”.
•Bu, halkın dağ adını Türkçe anlamlandırma çabasını gösterir. Resmî dilbilimsel etimoloji olmasa da, halk arasında güçlü bir anlatıdır.


Efsane ile İsim İlişkisi
•“İki Bacı Efsanesi” Türkçe “Ağrı” adıyla aktarılır. Bu, efsanenin Cumhuriyet öncesinde de yörede bilindiğini gösterir.
•Dolayısıyla efsane “yeni” değildir; kökeni sözlü kültüre dayanır. Yazılı kayda geçmesi geç olsa da, halk arasında uzun süredir anlatılmaktadır.
Sonuç
•Ararat adı hem İncil geleneğinde hem de halk etimolojisinde yer alır.
•Ağrı adı ise Türkçe’de yüzyıllardır kullanılan yerel isimdir.
•“İki Bacı Efsanesi” bu Türkçe ad üzerinden şekillendiği için Cumhuriyet’ten önce de var olan bir halk anlatısıdır.

Özetle Asurlarda "Ararat," tek bir dağın adı değil bir çok dağın bulunduğu anlamında kullanılmıştır. Hatta yüksek dağların bulunduğu yer anlamında dağlık anlamında Ararat olarak kullanılmıştır. Ararat kelimesi İbranice ve Urartulara Asurlardan geçmiş bir kelimedir. "yüksek ve dağlık bir ülkeyi (Urartu'yu)" tanımlayan coğrafi bir ifadedir. Ermeniler kendi ırklarını Urartulara bağlamaya çalışıyorlar, bu doğru değildir. Çünkü Urartuların konuştuğu dil ve gramatik kurallar Ermenice ile benzerlik göstermiyor.1* 


Kaynaklar:
İncil’de Ararat
•Yaratılış 8:4: “Ve gemi yedinci ayın on yedinci gününde Ararat dağlarına oturdu.” Burada “Ararat” aslında Urartu bölgesinin İbranice karşılığıdır. Zamanla Batılı yorumlarda tek bir dağa (bugünkü Ağrı Dağı) atfedilmiştir.
•Batılı seyyahlar ve misyonerler 17.-19. yüzyıllarda bu adı haritalara taşımış, böylece uluslararası literatürde “Ararat” yaygınlaşmıştır. Kaynak: The Bible, Genesis 8:4; ayrıca Encyclopaedia Britannica, “Mount Ararat”.
Ağrı Dağı Etimolojisi
•Türkçe “Ağrı” adı Osmanlı belgelerinde görülür. Selçuklu döneminde “Eğri Dağ” veya “Ağır Dağ” olarak kaydedildiği rivayet edilir.
•“Ağrı” kelimesi Eski Türkçe’de “yüksek, yüce” anlamına da gelir.
•Cumhuriyet döneminde resmî olarak “Ağrı Dağı” adı kabul edilmiştir. Kaynak: Türk Dil Kurumu Etimoloji sözlüğü; İsmail Alpaslan, Ağrı Efsaneleri (2010).


Diğer Kültürel Adlar
•Masis (Ermenice): En eski ad; kutsal kabul edilir.
•Çiyayê Agirî (Kürtçe): “Ateşli Dağ”; volkanik yapıya atıf.
•Kûh-e Nûh (Farsça): “Nuh Dağı”; dini anlam. Kaynak: Richard G. Hovannisian, Armenian Van and Its Surroundings; çeşitli etnografik derlemeler.
Halk Etimolojisi
•Yörede anlatılan yorum: Büyük zirveye “Er”, küçük zirveye “Avrat” denmiş; birleşerek “Er-Avrat” → “Erarvat” → “Ararat”.
•Bu, halkın dağ adını Türkçe anlamlandırma çabasını gösterir. Resmî dilbilimsel etimoloji olmasa da, halk arasında güçlü bir anlatıdır. Kaynak: Bölgesel halk anlatıları; İbrahim Bozyel ve Zeynel Abidin Makas’ın derlemeleri.

 

AĞRI DAĞI EFSANESİ

Bir köylünün iki kızı vardı
Giydikleri etekleri çok dardı.
Ovaya kışın kar yağardı.
Ayılar kurtları boğardı.

 

Ocağa odun toplayacaklardı.
Kışın ovayı hepten sis kaplardı.
Biri büyük, diğeri küçüktü.
Çorapları ve etekleri söküktü

 

Ovanın yan tarafı çöküktü.
Kurumuş ağaçlar çürüktü
Odun yok ocakları sönüktü
Yaşlı babalarının beli büküktü

 

Küçük kız yürüdü ablasının hep peşinden,
Hayat mücadelesiydi bu, o gençlik ateşinden.
Abla odunları yükledi, kardeşin eğik beline,
Tınmadı küçüğün gözünden akan seline.

 

Küçük kız feryat etti: "Dermanım tükendi bak!"
Abla kulak tıkadı, etmedi dönüp merak.
Bir öfke alev aldı, döküldü dillerinden,
Bir beddua yükseldi, o masum ellerinden.

 

Küçük kız ablasına:

"Dağ olasın, taş olasın, bitmeyen kış olasın!
Belimdeki bu ağrı, bir ömürlük adın olsun!
Beyaz yazman başında buzdan kar olsun
Sırtın kambur, beynine buzdan kar dolsun.

 

Abla döndü kardeşe, öfkeyle baka baka…
Dedi; Keşke gözlerinden her daim yaş aka
Saçların çayır olsun, eteklerin de bir bayır,
Dilin gibi sivrilen başın vermesin hiç hayır!"

 

"Adın benim gibi, her zaman anılsın “Ağrı” diye,
Bu ağır dertler sana benden kalsın hediye!
Başın hiç yaz görmesin, belin ağrı bağlasın,
Başın sivri, seni gören yürekten dağlansın

 

Koptu büyük gürültü, toz kapladı ovayı,
Birden iki dağ yükseldi yokladılar havayı
Biri Büyük diğeri Küçük, iki kız kardeş
Anlattılar ovada, dilden dile bu davayı

Ali Vedat AKBULAK

 

Ali Vedat Akbulak’ın Ağrı Dağı Efsanesi şiiri, zorlu kış şartlarında odun toplamaya çıkan iki kız kardeşin trajik hikayesini ve Ağrı Dağı'nın efsanevi oluşumunu işleyen etkileyici bir eserdir. Şiir, yoksulluk ve çaresizlik içindeki bir atmosferle başlayıp, kardeşler arasındaki acımasızlık ve karşılıklı beddualarla dramatik bir zirveye ulaşır. Anlam yönünden "ağrı" kelimesinin hem fiziksel acı hem de dağ ismi olarak tevriyeli kullanımını barındıran eser, yapı bakımından dörtlüklerle örülü, halk şiiri geleneklerini ve öyküleyici anlatımı yansıtan yalın bir dile sahiptir.

AĞRI DAĞI EFSANESİ ŞİİR ANALIZ RAPORU

1. Şiirde Kullanılan Söz Sanatları (Edebi Sanatlar)

Şiir, efsanevi ve dramatik anlatımını güçlendirmek için halk edebiyatında sıkça rastlanan şu söz sanatlarından yararlanmıştır:

  • Tevriye (İki Anlamlılık): Şiirin en güçlü sanatıdır. "Belimdeki bu ağrı, bir ömürlük adın olsun!" dizesinde geçen "Ağrı" kelimesi, hem küçük kızın belindeki fiziksel acıyı (yakın anlam) hem de oluşan dağın ismini (uzak anlam) ifade edecek şekilde kullanılmıştır.
  • Teşbih (Benzetme):
    • "hayat mücadelesiydi bu, o gençlik ateşinden" dizesinde gençlik enerjisi ve hırsı ateşe benzetilmiştir.
    • "gözünden akan sel" ifadesinde kızın gözyaşları sele benzetilmiştir.
    • "Saçların çayır olsun, eteklerin de bir bayır" dizesinde ablanın saçları çayıra, etekleri bayıra benzetilerek dağın fiziki yapısı tasvir edilmiştir.
  • Tenasüp (Uygunluk): Şiir genelinde birbiriyle ilişkili kelimeler bir arada kullanılarak anlam bütünlüğü sağlanmıştır.
    • Kış, kar, sis, buz, don kelimeleriyle kış atmosferi;
    • Dağ, taş, ova, bayır, çayır kelimeleriyle coğrafi mekanlar uyum içinde sunulmuştur.
  • Teşhis (Kişileştirme): "Birden iki dağ yükseldi yokladılar havayı" dizesinde cansız olan dağlara, insan gibi havayı yoklama (hissetme, uzanma) özelliği verilmiştir.
  • İntak (Konuşturma): İki kız kardeşin karşılıklı olarak birbirlerine söyledikleri beddualar ve sözler doğrudan aktarılarak dağların insan gibi konuşturulması altyapısı hazırlanmıştır.


2. Yapı Yönünden İnceleme (Kafiye ve Redif Analizi)

Şiir, geleneksel Türk halk şiirindeki düz kafiye (aaaa / bbbb) düzenine yakın bir yapıyla örülmüştür. Son seslerdeki benzerlikler şu şekildedir:

1. Dörtlük

  • var-dı / dar-dı / yağar-dı / boğar-dı
    • "-dı / -di": Görülen geçmiş zaman eki oldukları için Redif.
    • "var / dar / yağar / boğar" kelimelerinde ortak olan "-ar" sesleri Tam Kafiye.

2. Dörtlük

  • toplayacak-lardı / kaplar-dı
    • "-dı": Geçmiş zaman eki (Redif).
    • "toplayacaklar / kaplar" kelimelerinde "-lar" sesleri Zengin Kafiye.
  • küçük-tü / sökük-tü
    • "-tü": Ek-fiilin geçmiş zaman eki (Redif).
    • "küçük / sökük" kelimelerindeki "-ük" sesleri Tam Kafiye.

3. Dörtlük

  • çökük-tü / çürük-tü / sönük-tü / bükük-tü
    • "-tü": Ek-fiilin geçmiş zaman eki (Redif).
    • "çökük / çürük / sönük / bükük" kelimelerinde ortak olan "-ük" sesleri Tam Kafiye.

4. Dörtlük

  • peş-inden / ateş-inden
    • "-inden": İyelik ve ayrılma hal eki (Redif).
    • "peş / ateş" kelimelerindeki "-eş" sesleri Tam Kafiye.
  • bel-ine / sel-ine
    • "-ine": İyelik ve yönelme hal eki (Redif).
    • "bel / sel" kelimelerindeki "-el" sesleri Tam Kafiye.

5. Dörtlük

  • bak / merak / lardan / larından
    • "bak / merak" kelimelerindeki "-ak" sesleri Tam Kafiye.
    • "dillerinden / ellerinden" kısmında "-lerinden" ekleri Redif, "dil / el" kelimelerindeki "-il / -el" (yarım) ses benzerliği bulunur.

Beddua Bölümleri (Karşılıklı Atışma Yapısı)

  • kış ol-asın / adın ol-sun / kar ol-sun / kar dol-sun -> Yapısal olarak dilek/şart ve emir kipi tekrarlarıyla Redif dengesi kurulmuştur.
  • aka / baka / bayır / hayır -> "aka / baka" kelimelerinde "-aka" sesleri Zengin Kafiye; "bayır / hayır" kelimelerinde "-ayır" sesleri Zengin Kafiye.
  • Ağrı diye / hediye -> "diye / hediye" kelimelerinde "-iye" sesleri Zengin Kafiye.

Son Dörtlük

  • ova-yı / hava-yı / dava-yı
    • "-yı": Belirtme hal eki (Redif).
    • "ova / hava / dava" kelimelerinde ortak olan "-ava" sesleri Zengin Kafiye.
  • kardeş kelimesi ise bu düzende serbest (bağımsız) dize olarak bırakılmıştır.


3. Ölçü ve Durak Bilgisi

  • Şiirde geleneksel hece ölçüsünün kalıpları esnek biçimde kullanılmıştır. Genellikle 11'li hece ölçüsü (6+5 veya 4+4+3 duraklı) ve bazı dizelerde 14'lü hece ölçüsü tercih edilerek öyküleyici (epik-dramatik) anlatımın ritmi ayarlanmıştır.

Kaynak:

1*-Urartu dili (Urartuca), Hint-Avrupa veya Sami dil ailelerine mensup olmayıp, günümüzde tamamen soyu tükenmiş olan Hurri-Urartu dil ailesine mensuptur.

Gramatik yapı bakımından Urartuca, Türkçede olduğu gibi sondan eklemeli (agglütinatif) bir dildir. Dilin temel özellikleri şunlardır:

  • Sondan Eklemeli Yapı: Sözcük köklerinin sonuna getirilen yapım ve çekim ekleriyle yeni kelimeler türetilir ve cümle içi görevler belirlenir. Önden ekleme (pre-fix) özelliği taşımaz.
  • Ergatif-Absolütif Yapı: Urartuca, Türkçeden farklı olarak ergatif (geçişli fiilin öznesini belirten) bir dil yapısına sahiptir. Geçişli bir fiilin öznesi özel bir ek (ergatif durumu) alırken, geçişsiz bir fiilin öznesi ile geçişli bir fiilin nesnesi yalın durumda (absolütif durum) kalır.
  • Yazı Sistemi: Urartular, bu dili ifade etmek için hem Asurlardan aldıkları çivi yazısını hem de kendi geliştirdikleri Urartu hiyerogliflerini (resim yazısı) kullanmışlardır.

Urartu dilinin diğer antik dillerle olan bağları veya çivi yazılı kitabelerin çözülme süreci hakkında daha detaylı bilgi ister misiniz?

 

Bu sitede, deneyiminizi iyileştirmek ve ziyaret istatistiklerini ölçmek için çerezler kullanıyoruz. Daha fazla bilgi