SEVGİ-MERHAMET VE İFFET ÜZERİNE YAZILMIŞ BİR KÖŞE YAZISI

SEVGİ-MERHAMET VE İFFET ÜZERİNE YAZILMIŞ BİR KÖŞE YAZISI


30-O

Hani Yanlış hesap Bağdat’tan döner diye bir atasözümüz var ya… İşte ben bu söze inanıp da gidiyorum. 
Hani bu kâinatın mili adalet çemeberi etrafında dönüyor diye kutsal sözler var ya!
Hani Adaleti hakim kılmak için, insanları, ahlaka, kul hakkına, hoş görüyüye, sorumluluklarını hatırlatan güzel insanlar var ya onlar derler ki, adaletli karar verin, yoksa zulmün çarkı arasında ezilirsiniz….
Bu sözlerin yanlışlığını şimdiye kadar kanıtlayacak tek bir olay bile zuhur etmemiş.
Ama doğru olduğunu kanıtlayacak binlerce örneği var.  
Hani Allah insana şah damarından daha yakındır diye bir ayet var, ya: “ Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz; biz ona şah damarından daha yakınız.” 
Ben bu güne kadar işlerimi bu ayet doğrultusunda  Allah’ı gözeterek büyük bir titizlikle yapmaya çalıştım. Sorumluluklarımı büyük bir titizlikle yerine getirerek rızkıma haram katmadım.
Hani insanı yüce kılan, meleklerden daha yüce kılan bir değer var ya, adına akıl derler ya!
İnsanın kendi nefsinine, öfkesine, düşüncesine yön veren Akıl,
Hani akıldan sonra insan için en önemli şey nedir diye bir soru sorsalar,
Bilmem siz ne dersiniz, ben sevgi, derim. Akıldan sonra bizim için en önemli şey sevgi.
Ben sevgi duygusunu kutsal bilirim. Akıl kadar çok önemli bir nimet.
Her şeye sevgi ile baktım. Dağa, taşa, böceklere, akıp giden bulutlara, rüzgara ve…ve…
 Hatta düşmanıma bile sevgi ile baktım. 
Beni sevmese bile, bana karşı kıskançlığı olsa, gizliden kuyumu bile kazan birisi olsa
Peygamber ahlakını örnek alarak beni sevmeyen gizliden kuyumu kazanlara karşı asla edepsizlik yapmadım. Arkamdan çekiştirip giybetimi yapanların o can yakıcı sözleri,  eşşek arılarının saldırmak için çıkardıkları vızıltılarına kulağımı tıkayarak onlara sevgi ve edeple yaklaşmaya çalıştım. Saygıda kusursuzluk etmedim. 
Sabırla dayandım ve saygıda kusursuzluk etmedim.
Çünkü sevgiyi kutsal, saygıyı ise zorunluluk bilirim.

Bir an evrenin tamamında sevginin sevgi diye bir duygunun olmadığını düşünün.

Maddi ve manevi hiç birşeyin anlamı olmaz. Canlılar yavrularını sevmez, bakımını üslenmez.
Sevgi olmazsa akıl önemini yitirir.

İşte ben bir gün okulumuzda sevgi ve güven duygumun kurbanı oldum.

Tıpkı Hz. İbrahim gibi, Hz. İbrahim oğlu İsmail’i çok seviyordu. 
Ve yüce yaratıcı oğlu İsmail ile onu sınava çekti.
Bir anda sevgi ile merhamet, şefkat, vicdan karşı karşıya geldi.
Acaba Hz. İbrahim, Allah’ı mı yoksa oğlu İsmail’i mi daha çok seviyor.
Hz. İbrahim (a.s)'ın bu görevi infaz etmesi için, merhamet, şefkat ve vicdan duygularını yıkması gerekirdi.
Hz. Yusuf ise kardeşleri ile imtihana çekilmişti.
Çünkü kardeşlerini çok seviyordu. 
Hz. Yusuf, “bu kardeşler bende varken benim sırtım yere gelmez, demişti.
Kardeşlerini arkasında başı göklerdeki bulutlara deyen dağ gibi görmüştü, 
İşte o zaman İmtihan’a çekilmişti, kardeşleri ile
Ben de yeni tanıştığım, çok sevdiğim ve güvendiğim ocaktan bildiğim biri ile sınava çekildim. 
Bir gün birlikte merdivenlerden yukarı çıkıyorduk.
Onunla övünmüştüm, kendime onun yanında bir pay çıkarmak istemiştim. Ona; “Ocak! aynı teşkilattanız, bana sahip çık demiştim övünerek! Biraz da gururlanmıştım, kendi kendime onunla birlikte.
Halbu ki ortada beni zor durumda bırakan, sahip çıkılacak hiç bir durum yoktu. 
Ama ben kendimi ona ispatlamak istemiştim, onunla aynı çizgide olduğumu övünerek anlatmak istemiştim. Aynı ocaktan olduğumuzu lanse etmek istemiştim.
Bir anda okula sığmadığımı hissetim, övüncümdem.
Pusuda yatan şeytan harekete geçmiş, tüm koruyucu kalkanlarım kalkmış, şimdi o övündüğüm, sevgi duyduğum ve dos bildiklerimin insiyatifine maruz kalmıştım.
Gaflet edip inanmıştım onlara, belki Allah’a rağmen.
Hani namazda her vakit okuduğumuz bir ayet var ya; "Yalnız sana sığınır, yalnız senden yardım dileriz," ayeti. 
Bir anda gaflete itmiş beni, gafil avlanmıştım, aklımı kullanamamıştım.
Sonrasında ise duyguma yenik düştüm
Övünmüştüm, ve okula sığmamıştım. Şimdi hesap vakti gelmişti.
Yüce Yaratıcı Rahmetini kaldırmış mıydı acaba üzerimden, Yoksa bu övünç ve gururumdan domlayı büyük bir sınavamı tabii olacaktım, bunun perde arkasını bilemem. 
Yeni bir sınav başlamıştı bir anda, 
Dünyanın çarkları bir anda benim için dönmeye başlamıştı
Sevgi, merhamet, iffet duygularını ellerinde bulunduranlar bir anda kılıçlarını çekmişti.
İffet bende, merhamet ise karşımda duranların elindeydi.
Etrafımı sarmış almışlardı beni sorgulamaya.
Artık çok geçti geri dönüş yoktu.
Canım kadar sevdiklerim bir anda düşman kesilmişti.
Bir anda etrafımdakiler üçe bölünmüştü. Bazısı karşıma diklimiş, yumruklarını sıkmışlardı.

Bazıları üzülmüş ve bana yardım etmeye çalışmışlardı, ama nafile

Bazıları bu durumuma sevinmiş, arkamdan çekiştirip leş kargası gibi beni parçalamaya koyulmuştu.
İşte sağ olsun gerçek dostlar o zaman gün yüzüne çıkmıştı.

Adeta dünyanın çarkının elekleri benim için harekete geçmiş bir sağa, bir sola çalgalanıp duruyordu. Dost ve düşmanı bana tanımlıyordu.
Ve şimdi Sevgi, güven, merhamet ve iffet ile karşı karşıya gelmiştim.
Sevgi yoktu, yerinde yeller esiyordu. Belki de sevgi ve akıl birlikte tutsaktı..
Aman Allah’ım keşke yer yarılsa da yere gireyim, deyi vermiştim
Ama yer yarılmamıştı.
Keşke Vedat diye bir kimse olmasaydı demek istemiştim, ama günah olur diye böyle bir istekde bulunamamıştım.
Bir anda sevgi, merhamet ve iffet sınavından geçiyordum. 
Tıpkı 1 hafta önce  gördüğüm o rüya gibi.
Eşek arılarının sesini duymuştum arkamdan. Benim ensemden dalaşıp beni sokup beni inciterek canımı yakmak için bana saldırıyorlardı. Ben sevgimin kurbanı olmuştum.
İffetimi korumaya çalışıyordum. Ama nafile
Elin ağzı torba değil ki hemen bağlayı verilsin. 
Daha birkaç gün önce övünerek bana sahip çık diye gururlandığım o uzun boylu sevimsiz adamın merhametine muhtaç olmuştum.
Aman Allah’ım ben meğerse ne büyük günah işlemişim.
Gücü ve büyüklüğü sınırsız olan, o muhteşem ulu yaratıcının kalesinden çıkarak birisinden yardım istememin bedeli olsa gerek bu. Hem de övünerek. 
Çağırmışlardı beni huzurlarına, almışlardı beni sorgulamaya. Artık geri dönüşü yoktu. Elinde fırsat olanlar çakal sürüsü gibi saldırıya geçmişlerdi.
Meğerse ben sınıflarda ders işlemiyormuşun. Meğerse ben öğrencilerim arasında ayrım yapıyormuşum, meğerse ben öğrencilerimi fikirlerine göre değerlendirip onlara not veriyor muşum.
Meğerse ben öğrencilerimin yazılı kağıtlarını yazdıkları doğru bilgilere göre değil, isimlere göre değerlendiriyormuşum,
Meğerse ben müfredata uygun ders işlemiyor muşum,
Meğerse ben öğrencilerimi notla tehdit ediyormuşum,
Meğerse ben anlatılarımı bilim ve mantığa uygun anlatmıyor muşum,
Meğerse benden dolayı bazıları kendilerini güvende hissetmiyormuş,
meğerse ben cep telefonu mesajlarımla birilerini istismar ediyormuşum. Ve ortada sundukları tek bir somut delil yok....
Dünyanın ve evrenin bir milinin olduğunu düşünüyorum. O mil adalet üzerinedir. Adaletin dışına çıkanlar er geç o adelet çarkının gözeneklerinden geçecektir. Kendi çıkarları doğrultusunda yalan şahitlik yapanlar, yazıp çizenler, kurgu oluşturanlar, kaçış yok, bir gün bu adalet çarkının eleğinden geçeceksiniz. Ben okulumuzdan Allah şükür  anlımın akıyla gidiyorum. Ben bir an gaflete düşüp uzun boylu birini arkamda kala gibi görmek istememin bedelini burada ödedim. Ya arkamdan iftira atıp, yersiz suçlamalarla beni köşeye sıkıştırmaya çalışmanlar ve onlara kulak kabartıp canla dinleyenler, bir gün bu çark sizin için de dönmeye başlayacak.
İşte böyle bir sınavın eleğinden geçerek gidiyorum.
                                    Hoşça kalın hakkınızı helal edin. 


 

Google+ WhatsApp